HAFİYE TEŞKİLATI

Devletler, dış düşmanların içteki sinsi faaliyetlerinin önlenmesi için güçlü istihbarata sahip olmak zorundadır. Sultan Abdülhamid Han da, emperyalist devletlerin ve ülke içindeki uzantılarının sinsi faaliyetlerinin tespiti ve bu faaliyetlerinin imhası için güçlü bir istihbarat teşkilatı kurdu. Yine Sultan'ın kurduğu bu güçlü istihbarat teşkilatını baltalamak için kendisini çekemeyenler onu "vehimlik" ve "korkaklık" la suçladılar.

Sultan Abdülhamid Han, amcası Abdülaziz Han ve kardeşi Sultan Murad'ın nasıl tahttan indirildiklerini, ne şekilde perişan edildiklerini bildiği için kendisinin de aynı akıbete uğramamasına büyük bir dikkat gösterir ve bütün tedbirlerini buna görer alırdı. Ve hatta İngilizlerin saraya kadar yerleştirdikleri ajanların varlığının tespitini dahi yapan Sultan'ın tedbirsiz davranması mümkün değildi.

Tahsin Paşa hatıratında senelerce Abdülhamid Han'ın hizmetinde bulunan Hacı Ali Paşa'dan Sultan'ın bir ara şüphelendiğini, kendisine acıdığı için şüpheyi merak ettiğini ve nihayette ingiliz ajanı olduğunu öğrenince hayrette kaldığını belirterek yabancıların saray içindeki entirikalarmı dikkat çekici bulduğunu belirtir. (235)

(Düşmanın şerrinden korunmanın ancak bütün hareketlerini yakından takip etmekle olacağına) inanırdı.

II. Abdülhamid Han, devlet bünyesinde haber alma mekanizmasının hayati önemini kavrayarak dünyada ilk defa, merkezi sisteme bağlı bir gizli polis, istihbarat şebekesi kurdu. Bu istihbarat teşkilatı sayesinde maddi ve mânevi fesatçıları tespit ederek ülke içerisindeki faaliyetlerini bertaraf etti.

Sultan Abdülhamid'in daimi misafirleri vardı. Devletin çeşitli yerlerinden getirilmiş Kürt liderleri, Arap alimleri gibi insanlardı. Yemeklerinin Saray mutfağından gönderildiği ve Hazine-i Hassa'dan kendilerine maaş verildiği aynı zamanda çocuklarının parasız okullarda okutulduğu bu insanlar sayesinde bulunduğu beldelerin ahalisi hakkında yakinen haberdar olurdu.

Aynı zamanda memlekette olup bitenlerden herkesten önce Abdülhamid Han haberdar edilirdi.

Abdülhamid han, yüksek mevki sahibi devlet adamlarına, bazı yabancı elçilerin ileri gelenlerine kendi kesesinden düzenli bir ödenek ayırmıştı. Bu şekilde büyük devlet adamlarını kendisine bağlamıştı. Bazı insanların şerrinden korunmanın ve devlet için fa-ideli hizmetler yaptırmanın ancak maddi menfaatle olabileceğine inanarak kendi kesesinden harcadığı çok olurdu. (236)

Vember II. Abdülhamid Han'dan şunları nakleder: "Haber alma düzeni bulunmayan bir hükümet, bir devlet ya da bir devlet adamı düşünülebilir mi? Zirvede bulunana kişi tüm yanı bışında olup biteni bilmezlik edemez. Amcam Aziz'in kanlı alın yazısına bakın. O benim için bir ders bir ibret olmamalı mı? Ben de jurnalleri keşfettim böylece. Sözgelişi azizim Vembery. onlar bana, sizin kısa zaman önce benim amansız muhaliflerimle ilişkiye girdiğinizi haber verdiler."(237)

II. Abdülhamid Han, amcası vakur bir patişah-olan Sultan Abdülaziz Han'ın ve temiz kalpli olan kardeşi V. Murat'ın hal'inin güçlü bir istihbarat teşkilatının olmayışına bağlıyordu. Sultan sarayı asker ve donanma ile ablukaya alınırken bile kendisine yönelik
hal' planlarından habersizdi. Haberi ancak. Hüseyin Avni Paşa'nın yatak odasının kapısını kendisini tevkif etmek için çaldığı sırada olmuştu.

Menfaat ve istihbarat

Sultan, Başkent'ten ülkenin en ücra köşesine kadar istihbarat ağını mükemmel denecek şekilde yaymıştı.. Bunun sayesinde ülkede olup bitenlerin hepsini takip ediyor, biliyordu. Ve bu teşkilatın paralarını bizzat kesesinden harcıyordu. Nimetin, ihsanın, kısaca menfaatin arkası kesilirse şebekenin gevşeyeceğini, hatta dağılacağım ve arzulanan nimetlerin son bulacağı muhakkak idi. İşte Sultan Abdülhamid han, bazen göze batacak kadar fazla para dağıtmaya sevkeden sebeb bu idi. Bunun ise, hususi hayatta iktisat ve tasarruf ile hiç bir münasebeti yoktur. (238)

Abdülhamid Han, cömert olduğu kadar düşmanının şerrini bertaraf için de eli açık bir Sultanidi. Ondan iyilik görmemiş, onun-nimetine ermerniş,etrafmda,düşmanlarıııa kadar,hemen hiç kimse yoktu. Mesela, İstanbul'da Batılı sefaretlerden birinin mensubunu adımadım takip ettiriyor, onun kumara düşkün olduğunu biliyor ve-belki bu noktadanbir zaafını kolluyor bir gece Avrupalı diplomatın muazzam bir para kaybedip ödeyemeyecek hale düştüğünü tespit edince de, onu hemenkendisinemüracat ettirerek borcunu ödüyor. Buşekilde adamı kendisine bağlıyor. (239)

Kendisini kurduğu güçlü istihbaret teşkilatı dolayısıyla suçlayanlara özetle şu cevabı vermiştir. "Geniş bir haber alma teşkilatı kurmamış olsaydım, etrafımı saran tehlikelere karşı kendimi korumam kabil olmazdı. Diğer hükümdarlar da mesala Çarlar da aynı şekilde hareket etmiyorlar mı?" (240)" "İmparatorluğun dahilinde cereyan eden hadiselerden haberdar olmadığımı söylüyorlar. Halbuki istihbarat teşkilatım o şekilde kurulmuştur ki, hiçbir şey benden saklanamaz...Fevkalade işleyen istihbarat teşkilatımın sayesinde ,kimin ne dediğini, kimin evinde ne söylendiğini gayet iyi biliyorum..."(241)

Güler yüz, tatlı dil ve sır saklamak başarının temel prensiplerindendir.

II. Abdülhamid Han, güleryüzlü ve tatlı dilli olması hasebiyle insanlar heybetine rağmen huzuruna çıkıp talep ve şikayetlerini rahatlıkla anlatabiliyorlardı. Bu hasletleri kendisinin birçok işinde muvvaffak olmasını temin etmesine sebep olmuştur.

II. Abdülhamid Han'ın bir meziyeti de her işi gizli tutması ve sır saklamasını çok iyi bilmesiydi. (242) Bu meziyeti dolayısıyla birçok olayların üstesinden gelmiş, düşmanların hilelerini bertarafetmiştir.

Basiret, emniyetin babasıdır.

Tahsin Paşa hatıratında şunları dile getirir; "Sultan Hamid bir gün bana basiret emniyetin babasıdır; Evvela basiret, sonra emniyet demişti. Bundan dolayıdır ki Sultan Hamid, lazım gelen bütün tedbirleri almadan hiçbir şeye ve hiçbir kimseye emniyet etmezdi.(243)

Kendisi güçlü bir teşkilatın kuruluşunu şöyle anlatacaktır: "Amacam Abdülaziz ve ağabeyim Murat'ın bahtsızlıklarına uğra mamak için gizli polisi yeniden örgütledim. İstihbarat elemanları raporlarını günü gününe veriyorlardı. Bu örgüt işime mükemmelen yaramaktaydı." (244)

Sultan Abdülhamid Han, casusluğun kötüye de kullanılabileceğini iyi bilmekte ve aldatıcı haberlerin doğru haberlerden ayrıt edilmesini istemektedir. Bu konuda şunları anlatır: "Dünyanın hiçbir yerinde entrikaların bizde olduğu kadar feci olabileceğini zannetmiyorum. Fakat kendilerine ehemmiyet payı çıkarmak isteyen gayretkeşlerin yazdıkları abartılı raporların diğerlerinden ayrılmasını istiyorum" "birçok insanların hafiyelerin, jurnalcilerin alçak, namussuz insanlar olduklarını, dinimizin de münzevirleri men ettiğini gayet iyi biliyorum...İktidara geldiğimden beri bana gösterilen zeli-lane dalkavukluktan iğreniyorum" diyordu. (245)
Sultan Abdülhamid Han, istihbarat şebekesini gevşetebileceği ihtimali ile yalan haber sahiplerini cezalandırmazdı. Ama onlara önem de vermezdi. Böyle kişilerin verdiği bilgilerin içinde doğru bilgiler olabileceği düşünülerek her haber, sultan tarafından değil, Saray'daki ilgili memurlar tarafından okunurdu. Ve hatta bazen bazı jurnaller okunmazdı. Hal'inden sonra kendi odasında sandıklar dolusu kapalı ihbar maksadıyla gönderilen zarflar bulunması bunun en büyük delilidir. Sultan'ın ehemmiyet verdiği istihbarı bilgiler, bunları takdim eden adamların şahısları ve mevkilerine bağlı idi. Sadrazam,Şeyhülislam ve nazırlara inhisar eden bu bilgiler ekseriyetle açar okurdu. Sultan'ın bilhassa jurnallere el sürmediği hal'inden sonra kendi dairesinde sandıklarla kapalı jurnal bulunmasıyla sabittir. (246)

Sultan, aslı bulunmayan istihbari bilgilere çok hiddetlenir ama bilgiyi veren kişiyi cezalandırmazdı. (247)

Meşrutiyetin ilanından bir müddet sonra, Abdülhamid han tahttan indirilince Yıldız'ı basıp bu hafiyelere ait raporları gözden geçirenler çoğunun altında, padişahın el yazısıyla "itibara değmez" tarsında notlar bulunduğunu hayretle görmüşler ve Abdülhamid'in kendi hafiyelerini de kontrol altında tuttuğunu görerek hayrete düşmüşlerdir. O hem vatanın selameti için hafiye kullanıyor, hem de 154 bunlara karşı emniyet tedbirleri almaktan ve itimatsızlık gözüyle • bakmatan geri kalmıyordu. (248)

Sultan'ın haber alma teşiklatı, çok ince metodlarla çalışmıştır. Bu teşkilat sayesinde, yabancılarla düşüp kalkanlar ve sefarathane-lere girip çıkanlar, Beyoğlu eğlence yerlerinde gezip dolaşanlar, bazı postahanelerden Avrupa postalarını gözetleyip kollayanlar, yabancı vapurlarından çıkıp şehri ziyaret edenler, Avrupa'ya gidenler ve oradan dönenler, bütün idare ve icra cihazlarında söylenip konuşulanlar ve düşünülüp tasarlananlar, maili ve iktisadi mahfellerde, fikir ve siyasi muhitlerde, jvrilip çevirelenler, hiçbir müdahale olmaksızın anı anına kayt ve zapt edilmiştir. (249)

Bir ara, Müşir Fuat Paşa'nın çıkarmak istediği askeri isyan, bu teşkilat sayesinde bastırılmış ve mensuplarından 146 subay ele geçirilerek çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Kumandan ve elçilerin birçoğu, düşmanının devlet aleyhindeki faaliyetleri hakkında istihbarat bilgileri yolluyordu. Münir Paşa, Paris'te Türkiye aleyhindeki bütün hadiseleri takip ediyor, bir koldan Avrupa devletlerinin oyunlarını gözetlerken, diğer tarafdan Abdülhamid Han'a karşı Jön-Türk faaliyetlerini günü gününe Yıldız'ı haberdar ederdi.

Ermeni meselesi hakkındaki İngiliz Seferinin "Daha ne kadar Ermeni öldürecekseniz"? sorusuna Abdülhamid Han şu cevabı veriyordu;

"Filan gün, filan saatte Karadenızin filan noktasına yaklaşıp, karaya, Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitecilere teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni ölderece-ğiz!"..Cevap karşısında dehşete düşen İngiliz seferi başını tutmuş ve Abdülhamid han da acı gülüşüne devam etmişti. (250)

Mert İnsanların ahlak ve meşrepleri zamanla değişmez. Fethi Okyar Bey'e de şunları söyliyecektir:

"...Jurnal bir hadisenin izahıdır, y..ni raporudur, fezlekedir, layihadır, izahnamedir. Bunlardan müstağni, bunlara ihtiyaç hissetmeyen hükümdar, devlet ve devlet adamı tasavvur edilebilir mi?
,rr Haber alamayacak da kararını hayalinden mi verecektir?..Yalnışlık- -^— lar, hatalar, hatta haksızlıklar olabilir ve olmuştur. Fakat ben, herşe-yi öğrenmek mevkiinde ve zaruretinde idim. Jurnal verenler içinde bugün onları tel'in edenler ve imha etmeye çalışanlar vardır ve çoktur. Neden bunlar içinde, sizin bugün söylediklerinizi o gün söyleyenler çıkmamıştır? Bunu hiç düşündünüz mü beyfendi oğlum? Bugün neden bu jurnaller teker teker neşredilmiyor? İmza sahiplerinin milletçe malum olmasından mı endişe ediliyor? Mert İnsanların ahlak ve meşrebi zamanın tahavvülü ile değişmez. Sabit kalır. Hatta ve nisyan da beşer içindir. Düşününüz ki, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye, muhtelif din, ırk, millet, cins-ü mezhebin asırlardır kaynaşmaması kazanıdır.Her yerde olanları, devletin resmi hüviyeti içinde öğrenmek mümkün değildir. Başta olan, en yakın muhitinde cereyan edenden haber .alamıyor. Amcam Sultan Aziz'in kanlı akıbeti bunun misali değilmidir? Yanıbaşında, Sadrazam ve Seraske-ri'nin (Harbiye Nazırı'nın) tertip eyledikleri suikasdden haberdar olamamıştır." Başka bir zamanda; "Bana verilen hiçbir jurnal atılmamış, yakılmamıştır. Muntazaman tasnif ve muhafaza edilmiş-tir.Hepsi milletin önüne konulursa çok istifadeli ve ibretli olur." Demiştir. (251)

Günümüzde güçlü istihbarat teşkilatlarının ehemmiyeti daha da iyi anlaşılmaktadır. Bazı tarihçiler, Sultan Abdülhamid Han'ın kurduğu gizli teşkilatın günümüz CIA'sından da daha güçlü olduğunu ve CIA'nın bu konuda araştırmaları olduğu bildirilmiştir.

Nihayetindeolumlu ve olumsuz yönleriyle Sultan Abdülhamid Han'ın Osmanlı devletini 33 yıl ayakta tutmasının sırlarından birisi de Sultan'ın kuvvetli ve mükemmel denecek istihbarat teşkilatı olmuştur. Jön Türkler Sultan Abdülhamid Han'ı devirince bir millet ve devletin gözü kulağı olan istihbarat teşkilatını dağıttılar. Ama daha sonra bunun büyük bir hata olduğunu anlayarak yerine "Teşkilat-ı Mahsusa"yı kurdular.

Yorum Yaz